
Bisikletle rampa tırmanmak sadece bacak kaslarınızı değil; sabrınızı ve gözlem yeteneğinizi de sınar. Ter içindesinizdir, ciğerleriniz bayram ederken zihniniz sadece bir sonraki metreye odaklanır. Geçtiğimiz günlerde böyle dik bir rampanın sonunda, serin bir çeşme başında yaşadıklarım; bana bisiklet sürmenin sadece bir spor değil, aynı zamanda bir toplum okuması olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Olayın Perde Arkası: “Görülmediğini Sanan” Vicdan
Çeşmeye yaklaştığımda bir baba ve kızını gördüm. Baba; etrafta kimsenin olmadığını ya da o yorgunlukla benim dünyayı görmediğimi sanarak elindeki çöpü fütursuzca çeşmenin yanı başına bıraktı. O an içimde bir şeyler cız etti. Oysa doğa bize suyunu, gölgesini ve huzurunu cömertçe sunarken bizim ona verdiğimiz karşılık bu muydu?
Toplumsal Bir Tiyatro: Şikâyet Kültürü
Yanlarına vardığımda selamı sabahı bir kenara bırakıp doğrudan konuya girdim. Yere bakarak, sitem dolu bir sesle:
“Buraları böyle çöplük hâline getirenlerin…” diye başladım cümleme.
İşte tam o an, trajikomik bir tiyatro sahnesi başladı. Az önce çöpü atan kişi, sanki o eylemi yapan kendisi değilmiş gibi benden daha yüksek perdeden bağırmaya, çevre kirliliğinden dert yanmaya başladı. Kendi attığı çöpün üzerinde dururken çevre kirliliğine lanet okuyordu. Vay efendim insanlar ne kadar düşüncesizmiş, vay efendim çevre elden gidiyormuş… Sesi benden daha çok çıkıyor, sanki dünyanın en büyük çevrecisi o!
Maskelerin Düştüğü O An
Sözlerini bitirmesini bekledim. Sustuğunda, gözlerinin tam içine baktım ve o “sahte kahramanlık” maskesini tek hamlede indirdim:
“Eğer bu söylediklerinde samimiysen, işe az önce oraya attığın o çöpü yerden almakla başlayabilirsin.”
Ortam bir anda buz kesti. Az önceki gürültülü sahte kahramanlık, yerini derin bir utanca bıraktı. Dayının suratındaki o ifadeyi görmenizi isterdim. Yanındaki kızının bakışları altında ezilen o “dayı”, ben arkamı dönüp pedala kuvvet uzaklaşırken arkamdan saydırmaya başladı. Niye mi? Çünkü gerçekler canını yaktı, çünkü maskesi düştü. Aslında kendi suçluluk duygusunu bastırmaya çalışıyordu.
Bu Hikâyeden Çıkarmamız Gereken 3 Ders
- Dürüstlük Görünmezken Başlar: Çevre temizliği, sadece birileri sizi izlerken sergilediğiniz bir performans değil; yalnız başınızayken verdiğiniz bir karakter sınavıdır. Kimse yokken yere çöp atıp birileri varken “çevreci” kesilmek, sadece kendini kandırmaktır.
- Eleştirdiğimiz Şeye Dönüşmemek: Toplum olarak en büyük sorunumuz, şikâyet ettiğimiz her şeyin bir parçası olmamız. Çöp atanları eleştirirken yere izmarit atıyorsak biz de sorunun bir parçasıyızdır. Eğer şikâyet ettiğin sorunun bir parçasıysan, senin sesin sadece gürültüdür; hakikat değil.
- Gelecek Nesillere Miras: O çeşme başında babasının utancına tanık olan o kız çocuğu, aslında günün en büyük dersini aldı. Çocuklarımıza “Çöp atma,” demek yetmez; onlara “çöp atmayan bir yetişkin” örneği olmamız gerekir. O kız o gün babasından çevreciliği değil, bir “ikiyüzlülük dersi” aldı. Evlatlarınıza ne anlattığınızın bir önemi yok; onlar ne yaptığınızı izliyorlar.
Doğa dürüsttür arkadaşlar. Sizi kandırmaz, size yalan söylemez. Siz de ona öyle davranın. Doğa, biz arkamızı dönüp gittiğimizde bize söven o adam gibi değildir; o sessizdir ama hafızası güçlüdür. Bir dahaki sefere o rampayı çıktığınızda su içecek temiz bir çeşme bulmak istiyorsanız, dürüstlüğünüzü de heybenizde taşıyın.


















