Herkes her şeyin en mükemmelini bekler. Ekipman tam olsun, hava güneşli olsun, cepte para bol olsun… Öyle beklersen evde dantel örersin anca. Biz ne dedik? “Yoklukta Gider” dedik. Vakit dar, bütçe kısıtlı, hava desen kafasına göre takılıyor. Ama yol bizi çağırıyor. 2023 baharında, herkes seçimi beklerken ben pedalıma küsmeyip vurdum kendimi yollara. İşte o 13 bölümlük sefalet ve asalet dolu maceranın dökümü.
1. Bölüm: Başlangıç ve İlk Tokat Planlar yapılır, planlar bozulur. Kazdağları hayaliyle evden çıktım, kendimi rüzgarın kucağında buldum. Tekirdağ’ın ara yollarından, İnecik rampalarından süzülüp Gelibolu’ya, oradan Lapseki’ye geçtim ama hava “Dur orada Ferdimen” dedi. Yağmur bir başladı, planlar suya düştü. Ne yaptık? Pes mi ettik? Hayır. Bindik otobüse, ver elini Bozüyük. Bu işler böyledir, rüzgara karşı tüküremezsin.
2. Bölüm: Bozüyük’ten Bilecik’e Kaçış Otobüsten indim, Bozüyük’te bir park köşesinde sefil bir gece geçirdim. Sabah uyandım, her yer nemli. Trafik desen kamyonlar tepeme biniyor. Ama Pazaryeri sapağından o köy yollarına bir girdim… İşte huzur orada. Köpekler havlasın, rüzgar vursun, Bilecik yolları taştan, Ferdimen çıktı baştan. Akşamı Gülümbe köyünde ettik.
3. Bölüm: Köpekler ve Sakarya Vadisi Sabahın köründe yola revan olduk. Sakarya Nehri’ne bir selam çaktım, sonra Gölpazarı rampalarına vurdum kafayı. Yolda bir çöplük geçtim ki sorma, memleketin bütün köpekleri orada toplanmış miting yapıyor. Aralarından süzüldüm geçtim. Yağmur yine ensemde. Sakarya il sınırında bir mescit buldum, sığındım. Lüks otel konforu bekleme, başını sokacak bir damın varsa kralsın.
4. Bölüm: Taraklı ve Göynük Rampaları “Tarihi evler, güzel kasabalar” diyorlar. Evet güzel ama o Taraklı’dan Göynük’e giden rampalar yok mu… Adamın imanını gevretiyor. Hacıayaz Geçidi‘ni 1000 küsur metrede aştım. Zirveye çıkınca o rüzgarı ciğerine çektin mi bütün çileyi unutuyorsun. Akşam Çavuşderesi köyünde eski bir okul bahçesine çadırı kurdum. Issızlık, sessizlik ve Ferdimen.
5. Bölüm: Nallıhan’ın Çorak Yüzü Mudurnu taraflarından Nallıhan’a doğru yardırdım. Buralar bir garip; ne Bolu’ya benziyor ne Ankara’ya. Kurak, sert, acımasız bir coğrafya. Ama ben severim böyle zorlukları. Nallıhan’da bir parkta sabahladım. İnsanlar “Bu adam deli mi?” diye bakıyor. Evet deliyim kardeşim, akıllı adamın bu yollarda işi ne?
6. Bölüm: Seben ve Susuzluk Bak bu bölümde büyük hata yaptım. Seben’den çıkarken “Nasıl olsa su bulurum” dedim, yanıma su almadım. O rampalarda dilim damağıma yapıştı. Dere akıyor aşağıda ama ulaşamıyorsun, tam bir Tantalos işkencesi. Çeltikderesi kanyonuna girip çıktım, inişler çıkışlar bitmiyor. Akşamı zor ettim. Ders olsun: Mataranı boş gezdirme!
7. Bölüm: Kıbrıscık Yolu ve Zirveler Burası turun en “baba” bölümlerinden. Dağ tepe demedik, tırmandıkça tırmandık. Kıbrıscık yolu tenhadır, sessizdir. Kendi nefesinin sesini dinlersin. Yazıca köyüne vardım, köy konağının bahçesine çöküverdim. Muhtar, köylü, hepsi kral adamlar. Anadolu insanı başkadır, sofrasını da açar gönlünü de.
8. Bölüm: Beypazarı ve Güdül Sürprizi Sabah erkenden 1650 metrelik Burgaz ve Ahlat geçitlerini aştım. Yukarısı buz gibi, aşağısı Beypazarı yanıyor. İklim değişti resmen. Beypazarı kalabalık, turist kaynıyor, bana göre değil. Bastım Güdül’e geçtim. Güdül sakin, “Cittaslow” diyorlar ya hani, hakkını veriyor. Akşam polis karakolunun yanındaki parkta güvenli bir uyku çektim.
9. Bölüm: Dere Yatağında Kayboluş Güdül’den çıktım, ana yola girmem dedim, dere yatağını takip ettim. Etmez olaydım! Yol iniyor, çıkıyor, iniyor, çıkıyor… Düz gitmek yok. Bacaklarım iflas bayrağını çekti. Ama manzara dersen, on numara. Akşam Çorman taraflarında, doğanın ortasında, “Buralar benim krallığım” diyerek çadırı kurdum.
10. Bölüm: Çamlıdere ve Çamur Deryası Bugün macera tavan yaptı. Çamlıdere’ye tırmandım, sonra Gerede üzerinden Dörtdivan’a geçeyim dedim. Yağmur bir bastırdı, yollar çamur deryasına döndü. Bir ara yol buldum sandım, bataklığa girmişim haberim yok. Geri dön, temizlen, tekrar yola düş… Akşam karanlığında Dörtdivan’a vardım, köpekler peşimde, can havliyle bir cami avlusuna sığındım.
11. Bölüm: Bolu Dağı Sisi ve Tehlike Dörtdivan’dan çıktım, Bolu Dağı’na vurdum. Göz gözü görmüyor, sis, yağmur, trafik… Kamyonlar yanımdan sıyırıp geçiyor. Orada can pazarı vardı resmen. Reflektörlü yeleği giydim, “Ölürsem de parlayarak öleyim” dedim. Kaynaşlı’dan Düzce’ye, oradan Çilimli’ye sağ salim indik çok şükür. Adrenalin istiyorsan buyur Bolu Dağı’na.
12. Bölüm: Düzce Ovaları ve Huzur O dağlardan sonra Düzce ovası ilaç gibi geldi. Gölyaka, Cumayeri, Hendek… Fındık bahçelerinin arasından süzüldüm. İnsanlarla sohbet ettim, çay içtim. Turun en “lay lay lom” günüydü diyebilirim. Akyazı’da Vakıf Köyü camisine kampı attım. İmamla cemaatle muhabbet şahane.
13. Bölüm: Hastalık ve Final Her güzel şeyin bir sonu, her turun da bir hastalığı vardır. Son gün Karapürçek üzerinden Sakarya’ya, oradan İzmit’e sürdüm ama vücut “Yeter Ferdimen” dedi. Şifayı kaptık, titremeye başladım. Sapanca Gölü kenarından giderken artık pedallar dönmüyordu. İzmit’e vardım, baktım olacak gibi değil, bindim otobüse döndüm kürkçü dükkanına. Tur bitti ama hikayesi kaldı.