Herkes kışın battaniye altında film izlerken ben, Şubat 2024’te, Türkiye’nin en acımasız rüzgârlarına ve en çamurlu yollarına kafa tutmaya karar verdim. Altı aylık sakatlık arası, buz gibi hava ve “Deli misin sen?” diyen bakışlar… Umurumda mıydı? Hayır.
Bu, sadece kilometre saymak değildi. Bu, hayatın konfor alanından çıkıp, sadece kendi gücüne güvenmekle ilgiliydi. Trakya’nın o efsanevi ayazından Ege’nin zeytin kokan kıyılarına uzanan bu maceranın her anı, mücadele, keşif ve en önemlisi kendi sınırlarını paramparça etme manifestosuydu.
İşte o 25 günlük destanın, filtresiz günlüğü:
BÖLÜM 1: Trakya’nın Tokadı ve Plan A Fiyaskosu
Tur, altı aylık aranın pasını atmak zorunda olduğum gerçeğiyle ve ayak bileğimin “Acaba dayanacak mı?” endişesiyle başladı. Tur planı deseniz Tekirdağ-Bandırma feribotu fiyasko oldu. Plan A çöktü. Ne yapacaktım? Rotayı değiştirdim, yola devam ettim. Kural: Engel varsa, başka yolunu bulursun.
Çorlu’dan yola çıkıp Tekirdağ ve Naip Köyü’nü geçtikten sonra, günün sonunda ödülüm Uçmakdere’ydi. Fakat o ödül kolay gelmedi; zifiri karanlıkta, meşakkatli bir arayışın sonunda, o yorgunlukla kampı kurmak… İşte o an anladım, bu tur kolay olmayacak ama ben hazırdım.
BÖLÜM 2: Tempoyu Ben Belirlerim!
Uçmakdere’de, belediyenin park alanında kurduğum kampta, güneşe “merhaba” demenin keyfi bambaşkaydı. Evet, ilk gün yorucuydu ama bu, yavaşlayacağım anlamına gelmez. Rüzgâr ve hava şartları mı zorluyor? O zaman tempoyu düşürür, keyif moduna alırım. Mürefte ve Şarköy’den geçip Kocaali çıkışında bulduğum o harika kamp yeri, o günkü 45 km’nin en büyük zaferiydi. Bisiklet turu, sadece kilometre değil, doğru anı yakalamaktır.
BÖLÜM 3: Kıta Değişimi: Artık Asya’dayım!
Kızılcaterzi’den sonraki koruluktan çıkışla, kararımı verdim: Stabilize yollar güzel ama Edirne-Çanakkale ana yolundan gidip biraz tırmanışla kendimi test etmeliydim. Koruköy ve Güneyli rampaları zorladı ama Gelibolu’dan feribota bindiğim an, her şeyi unuttum. Çanakkale Boğazı’nın ortasında, rüzgârı ciğerlerime çekerek Avrupa’dan Asya’ya geçmek… O çizgi, sadece coğrafi değil, aynı zamanda zihnimdeki bir sınırdı. Ve onu geçtim.
BÖLÜM 4: Rüzgârla Savaş, Karanlıkta Huzur
Bu turda bir düşmanım varsa, o da rüzgârdı. Lapseki’den Çanakkale’ye doğru giderken yaşadığım o gün, resmen bir savaştı! Şiddetli karşı rüzgâr yüzünden 4.5 saatte ancak 20 km ilerleyebildim. Pedal çevirmek eziyetti. Ama ben inatçıyım. Çanakkale’ye girip rüzgârın etkisini kırdım ve geceyi geçirmek için adı gibi gizemli ve korunaklı bir sığınak olan Karanlık Liman’a attım kendimi. Zorluğun sonunda gelen o sessizlik paha biçilemezdi.
BÖLÜM 5: Yağmur Mu Dedin? Çatı Bulurum!
Karanlık Liman’dan erken kalkıp ocağımı temizlerken her şey normaldi. Ta ki yola çıkana kadar. Taştepe rampasını bitirdikten sonra Ezine’e vardım. İkmaldan sonra plan, çadır kurmaktı. Ertesi sabah doğa dedi ki: “Hayır!” Ben de dedim ki: “O zaman bana bir çatı lazım!” bir yapı malzemesi atölyesinin yazıhanesine sığınmak zorunda kaldım. Macera dediğin, en beklenmedik anda en yaratıcı çözümü bulmaktır. Dört duvar arasında dinlenmek, beklenmedik bir lükstü.
BÖLÜM 6 & 7: Ege’nin Dinginliği ve İlk Zafer
Atölye molasının ardından hava yumuşamıştı. Ayvacık, Küçükkuyu, Altınoluk… Artık rotam Ege’ye doğru süzülüyordu. Kayalar Köyü’nde içtiğim o sıcak çay, bu işi neden yaptığımı bir kez daha hatırlattı. Balıkesir sınırına geçmek, yedi günün ilk büyük başarısıydı. Ören’de kurduğum kamptan sonra, Ayvalık’ın kış sakinliğini yaşadım. Turistin olmadığı kış Ayvalık’ı, benim içimdeki gezgini besledi. Günün sonunda, Dikili’de rüzgârdan korunmuş harika bir kamp yeri bulmak: Zaferin tadı!
BÖLÜM 8: İzmir Kaosu ve Terk Edilmiş Baraka
Dikili’den yola çıkıp Aliağa üzerinden İzmir’e doğru ilerlemek, büyük şehirlerin kaosuyla yüzleşmek demekti. İzmir trafiği… Bisikletli için bir eziyet. O curcunalı günleri atlattıktan sonra Selçuk ve Efes’e yöneldim. Geceyi nerede geçirecektim? Terk edilmiş bir barakada! Soğuk Şubat gecesini, sıra dışı bir “çatı” altında, konforu bir kenara bırakarak geçirmek… Bu, çantamdaki çadır kadar, zihnimdeki esnekliği de yanımda taşıdığımı kanıtladı.
BÖLÜM 9 – 13: Yaylalar, Kanyonlar ve Gücün Yeniden Tanımı
Aydın’a doğru ilerlerken rüzgârın gücü yine zirve yaptı; yan rüzgâr resmen beni yoldan atmaya çalışıyordu. Ama Bozdoğan’a varmak, o günkü irademin zaferiydi. Zorlu çıkışların ödülü Kemer Baraj Gölü manzarasıydı: Hayat, zorlu bir tırmanıştan sonra gelen nefes kesici bir manzaradır!
Ardından Afrodisias Antik Kenti’nde tarihin ağırlığı altında kendi yolculuğumun ne kadar küçük ama önemli olduğunu düşündüm. Sonraki günler, Denizli’nin içlerine, yüksek rakımlı yaylalara doğru tırmandım (Tavas, Serinhisar). Yeşilyuva ve Sapaca gibi köylerde kurduğum kamplar, Ege insanının sıcaklığıyla bu zorlu kış turuna anlam kattı. Karakısık Kanyonu’na geçişiyse bir başyapıttı.
BÖLÜM 14: Beyaz Zafer: Pamukkale
Sapaca’dan yola çıkıp Denizli’den geçtim. Laodikya Antik kentinden sonra günün tek hedefi vardı: 14 günlük mücadelenin görsel ödülü olan Pamukkale. UNESCO listesindeki o beyaz travertenler… Termal suların yanında kamp kurmak, vücudumun ve ruhumun “Aferin, başardın!” deme şekliydi. Manzara, yorgunluğumu alıp götüren bir görsel şölen değil, hakkedilmiş bir lükstü.
BÖLÜM 15 – 17: Bitiriş Modu ve Hız Kazanma
Pamukkale’den sonra Tripolis Antik Kenti’ne uğramak, antik çağın dayanıklılığına saygı duruşuydu. Ardından Manisa sınırlarına geçiş (Sarıgöl, Alaşehir) ve Salihli. Bu bölge, hızlanma alanımdı. Gölmarmara ve Akhisar’ın düz yolları, “Tempo düşürmek yok!” demekti. Kilometreler hızla erirken, zihnim sadece finali düşünüyordu.
BÖLÜM 18: SON PERDE – Dikili’ye Tırnaklarımla Kazıdım
İşte final günü! Kırkağaç’tan son kez yola çıktım. Soma, Kınık ve Bergama… Artık yorgunluk zirve yapmıştı. O noktada pedal çeviren bacaklarım değildi, irademdi.
Öğleden sonra, bir kaç hafta önce turun neredeyse başladığı noktalara yakın, Ege’nin kıyı şeridindeki Dikili’ye ulaştım.
Çorlu’dan Dikili’ye 25 gün. Kışın ortasında, tek başıma, sakatlık endişesiyle başlayan bu tur, bana nelerin imkansız olmadığını, sadece azmin bir adı olduğunu kanıtladı. Türkiye’nin zorlu coğrafyasında, Marmara’dan Ege’ye uzanan bu yolculuk, sadece bir bisiklet turu değil, hayatı kendi kurallarımla yaşama manifestomdu.
BU MACERAYA AİT VİDEOLARIN TAMAMI
Bu zorlu ve unutulmaz 25 günün her anını aşağıdan izleyebilir, rüzgarla nasıl savaştığımı kendi gözlerinizle görebilirsiniz:




















